4 Haziran 2012 Pazartesi

MANTAR HAKKINDA

MANTAR HAKKINDA 
Ağaçlar güneş enerjisini, havayı, suyu, topraktaki mineralleri kullanarak farklı tat ve renklerde, kusursuz ambalajlara sahip meyveler üretirler. Elleri kolları olmayan ağaçlar, bu üretimde köklerinin ihtiyaç duydukları malzemeleri temin ederken onlara yardım eden birileri vardır.

Kimdir bu yardımcılar?

Ağaç köklerinin ihtiyaçlarını nereden bilmekte ve bunları nasıl sağlamaktadırlar?

Yüce Allah yeryüzündeki her canlı türü gibi ağaçları da tam ihtiyaçlarına uygun özelliklerle var etmiştir. Ağaçları, her biri ayrı birer mucize olan yapraklar ve köklerle birlikte yaratmıştır.

Ağaçların yapraklarındaki özel yapılı gözeneklerden, ağacın kendi besinini üretmesi için gerekli olan karbondioksit ve suyun bir kısmı temin edilir. Kökler ise ağacın altından toprağın içine doğru dallar halinde uzanır. Bu sayede geniş bir yüzey alanı elde edilmiş olur. Çok sayıda dala ayrılan bu küçük köklerin hepsi adeta birer kimya mühendisi gibidir. Bu mühendisler toprakta bulunan mineralleri inceler, analiz eder, ne olduğunu anlar, ondan sonra gerekli olanların gerektiği kadarını topraktan emer.

Son yıllarda yapılan araştırmalar kökler hakkında çok ilginç bilgileri ortaya çıkarmıştır. Bilimsel adı Arbuscular Mycorrhizal fungi olan mantarlarla kökler arasındaki yardımlaşma bilim adamlarında hayranlık uyandırmıştır. Kökler ihtiyaç duydukları nitrojen ve fosforu mantarların yardımıyla temin eder. Bu mantarlar da, ağaçlardan fotosentez yoluyla temin ettikleri karbon bileşiklerini alır. (Jin H., Pfeffer P. E., Douds D. D., Piotrowski E., Lammers P. J., Shachar-Hill Y. The uptake, metabolism, transport and transfer of nitrogen in an arbuscular mycorrhizal symbiosis.New Phytologist New Phytologist (2005) 168: 687-696 )

Evinizin ihtiyacını karşılamak için birisine para verseniz, o da gidip marketten istediğiniz şeyi bulup sizin için getirse bunun için tesadüflerin eseri bir alışveriştir demek ne derece mantıklı olacaktır?Elbette ki bu son derece mantıksız bir düşüncedir. Peki kendileri için fayda-zarar nedir bilmeyen bu canlılara böyle bir yardımlaşmayı kim yaptırmaktadır? Ağaçlar, mantarların kendilerine gerekli olan fosforu ve nitrojeni karşılayabileceğini nereden bilmektedirler? Kuşkusuz, mantarların ağacın yardımına koşmaları, ağaçların da mantarlara yarar sağlamaları doğadaki yardımlaşmaya güzel bir örnektir. Araştırmaların gösterdiği çok ilginç bir sonuç daha vardır. (He XH, Critchley C, Bledsoe C. 2003. Nitrogen transfer within and between plants through common mycorrhizal networks (CMNs). Critical Reviews in Plant Sciences 22: 531-567. ) Farklı ağaç türleri arasında da nitrojen yardımlaşması vardır. Bu yardımlaşmada da taşıyıcılar yine mantarlardır.




Bitkiler ve mantarlar arasındaki yardımlaşma ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Dr. John Klironomos konuyla ilgili şunları söylemektedir:

“Bizim laboratuvarımız şunu göstermektedir ki: Bitkiler birbirleriyle rekabet etmiyorlar, birlikte yaşayabilmeleri için, mantarlar bitkilerin besinlerinin birinden diğerine verilmesine yardımcı oluyorlar. Böylece bitki ekolojisinin merkezinde, bitkilerde rekabet değil, karşılıklı bağımlılık vardır, ki bu da her şeyi değiştirebilir.” ( Underground fungi influence plant growth, soil, environment, says prof )


Hiçbir şeyden habersiz olan kökler üzerinde tecelli eden bu üstün akıl ve ilim Yüce Allah'a aittir. Allah, yeryüzünde yarattığı çeşit çeşit canlı ve bu canlılardaki örneksiz sistemler ve hayranlık uyandıran özellikler ile bize sonsuz sanatını ve sınırsız ilmini tanıtmaktadır

AMBER NASIL OLUŞUR?

AMBER NASIL OLUŞUR?
 Amber, ağaçlardan salgılanan reçinenin canlının üzerinde donması ve canlının o anki haliyle muhafaza edilmesiyle oluşur. Milyonlarca yıl önce ormanlardaki ağaçlardan salgılanan reçinenin içinde hapsolan canlılar, reçinenin donmasıyla adeta mumyalanarak günümüze kadar hiçbir bozulmaya uğramadan muhafaza olmuşlardır.



Amber içindeki fosillerin meydana gelmesi için, canlının reçineye yakalanmasından sonra iki önemli süreç arka arkaya yaşanır. Birincisi, soğuma ya da kuruma nedeniyle oluşan katılaşmadır. İkincisi de, reçine içindeki canlının dokularının çürümesidir. Bu çürüme esnasında canlının bedeninden salgılanan sıvılar, reçinenin sıvısıyla karışarak özel bir yapı oluşturur. Canlının bedeni, adeta bir baloncuk görünümündeki bu köpüğümsü yapının içinde muhafaza olur. Reçinenin tam anlamıyla ambere dönüşmesi içinse, pek çok kimyasal ve jeolojik aşamadan geçmesi gerekir.
Reçine, kimyasal olarak farklı organik maddelerden meydana gelir. Suda çözülmez, havayla temas ettiğinde ise çok kısa sürede donar. Daha sonra polimerizasyon (monomer moleküllerin üç boyutlu zincirler meydana getirmek için kimyasal reaksiyona girmeleri) süreci başlar ve reçine milyonlarca yıl boyunca katılaşmaya devam eder. Bu şekilde reçinenin üzerine döküldüğü canlı da o anki haliyle milyonlarca yıl boyunca hiçbir bozulmaya uğramadan saklı kalır.

DÜNYANIN 100 MİLYON YILLIK EN ESKİ MANTARI BU AMBERİN İÇİNDE SAKLI

DÜNYANIN 100 MİLYON YILLIK EN ESKİ MANTARI BU AMBERİN İÇİNDE SAKLI 
Yukarıda resmini gördüğünüz bu mantar amberi eski adıyla Burma olan Myanmar’ın Hukawng Vadisi’ndeki maden ocaklarında bulunmuştur. Bu amberin en önemli özelliği yaşıdır. Tam 100 milyon yıl yaşındaki bu amber dünyanın bilinen en eski mantar fosilidir. Bu mantar amberi de diğer bütün fosiler gibi çok önemli bir gerçeği göstermektedir: CANLILAR MİLYONLARCA YILDIR HİÇBİR DEĞİŞİME UĞRAMAMIŞ YANİ ASLA EVRİM GEÇİRMEMİŞLERDİR.
Evrimcilerin “canlıların milyonlarca sene zarfında birbirlerinden evrimleşerek bugünkü hallerine geldikleri” iddiasına göre örneğin bir balığın sürüngene dönüştüğünü, bir sürüngenin kuşa dönüştüğünü gösteren milyonlarca arageçiş fosili olması gerekirdi. OYSA Kİ YARATILIŞI İSPATLAYAN 100 MİLYONDAN FAZLA FOSİL OLDUĞU halde Darwinistlerin iddialarını belgeleyen TEK BİR TANE BİLE ARA GEÇİŞ FORMU YOKTUR. Fosil kayıtları canlıların ortaya çıktıkları tarihten günümüze kadar hiç değişmeden ilk günkü halleriyle mükemmel bir şekilde varolduklarını göstermektedir. Balıklar tam balık, kaplumbağalar tam kaplumbağa, çınar yaprakları tam çınar yaprağı, kozalaklar tam kozalak, ayı kafatasları tam ayı kafatası, tavşanlar tam tavşan, mantarlar tam mantar, kelebekler tam kelebek, kurbağalar tam kurbağa ve diğer bütün canlılar da tam bugünkü görünümleriyle mevcutturlar.
Darwinistler fosillerin bu derece bilinmediği, müzelerde sergilenmediği, kitaplarda, internet sitelerinde fotoğraflarının yayınlanmadığı eski dönemlerde halkı kolaylıkla kandırabiliyorlardı. “Ara geçiş türleri bulundu”, “atalarımız solucanlardı” gibi hikayeler uydurarak insanları aldatabiliyorlardı. Ama artık Darwinistlerin bütün yalanları deşifre edilmiş durumda. Canlıların hiçbirinin tarihinde evrimleşerek gelişme olmadığı gibi, insanın tarihinde de böyle bir dönüşüm yoktur. Bu aldatmacayı ayakta tutabilmek için yapılan her türlü sahtekarlık ise sonuçsuz kalmaktadır. Bu yalanlara artık kimse itibar etmemektedir.


Yeraltından çıkartılan bütün fosiller her yerde “BİZİ ALLAH YARATTI” diye adeta bağırıyorlar. Tüm varlıkların Yaratıcı'sı, tek Hakim'i olan Yüce Rabbimiz Allah'ın üstün ve kusursuz yaratması gözler önündedir. Yoktan var eden Rabbimiz sanatını tüm yeryüzünde sergilemiştir.

AMBER İÇİNDEKİ MİLYONLARCA YILLIK FOSİLLER EVRİMİ YALANLIYOR- I

AMBER İÇİNDEKİ MİLYONLARCA YILLIK FOSİLLER EVRİMİ YALANLIYOR- I
 Ağaçlardan çıkan amberin canlının üzerine akıp donması ve canlının o haliyle muhafaza edilmesiyle oluşan amber içindeki fosiller, bulunan diğer pek çok fosil gibi çok önemli bir gerçeği göstermektedir: Canlılar milyonlarca yıldır hiçbir değişime uğramamış yani asla evrim geçirmemişlerdir.

Amber içinde bulunan on binlerce fosil, termitlerin hep termit, karıncaların hep karınca, kurbağaların hep kurbağa, yılanların hep yılan, kelebeklerin hep kelebek, güvelerin hep güve, kısacası tüm canlıların dünyaya geldikleri ilk andan itibaren hep aynı özelliklerle, aynı şekilde var olduklarını göstermektedir. Bundan milyonlarca yıl önce yaşamış ve amber içinde muhafaza edilmiş canlılarla, günümüzdeki halleri arasında hiçbir fark yoktur.

Amber içindeki fosiller pek çok bilim adamının önemli uğraş alanlarındandır. Örneğin, California Üniversitesi'nden Prof. George Poinar ve entomolojist Roberta Poinar başta Dominik Cumhuriyeti'ndeki fosiller olmak üzere, dünyanın çeşitli bölgelerinde amber içindeki fosiller üzerinde çok detaylı çalışmalar yürütmüşlerdir. The Amber Forest (Amber Ormanı) adlı eserlerinde yaşları 45-15 milyon yıl arasındaki yüzlerce fosili bir araya getirmişlerdir. The Amber Forest'ta yuvasına yemek götüren, savunma halinde, kamufle olmaya çalışan, yavrularını korumaya uğraşan, düşmanlarını etkisiz hale getirmek için kimyasal madde salgılayan pek çok canlının o anki halleriyle fosilleşmiş örnekleri vardır.

Bundan sonraki bölümlerde bu fosillerin bazı örneklerine yer verilecektir. Şunu da belirtmek gerekir ki, buradaki örnekler sayısız fosilden sadece birkaçıdır, daha binlerce fosil örneği bulunmaktadır. Bu canlılar günümüzde de yaşamaktadır.

DARWINİZM FOSİLLERE YENİLDİ

Ünlü bilim felsefecisi Thomas Kuhn, The Structure of Scientific Revolutions (Bilimsel Devrimlerin Yapısı) adlı eserinde "paradigma" kavramı üzerinde durur. Paradigma, bilim dünyasının belirli bir dönemde kabul ettiği "kavramsal dünya görüşü"dür. Bilim adamları kimi zaman bir paradigmaya sıkıca bağlanırlar; ama bunun yanlış olduğu zamanla, yeni bilimsel bulgularla anlaşılır. Örneğin bir zamanlar bilim dünyasının ortak görüşü olan dünya merkezli Batlamyus evren modeli, çok güçlü bir paradigma olmasına karşın, Kopernik'in bulguları sonucunda yıkılmış ve yerine farklı bir paradigma kabul edilmiştir. Thomas Kuhn'a göre bilim dünyasında zaman zaman böyle büyük paradigma değişimleri yaşanır ve bunun adı "bilimsel devrim"dir.



Kuhn, bilim adamlarının büyük bölümünün mevcut bir paradigmayı korumak için çabalayacaklarına, diğer bir deyişle tutucu davranacaklarına da dikkat çeker. Bu nedenledir ki, bilimsel devrimleri gerçekleştirenler, Kuhn'a göre, "bilimsel otorite" sayılan kişiler değil, bilim dünyasının daha dışında kabul edilenler veya bu dünyaya yeni giren genç beyinlerdir. Kuhn, ünlü bilim adamı Max Planck'ın bir sözüne de atıfta bulunur: Planck'a göre "bilimsel bir gerçek, rakiplerini ikna ederek ve onların ışığı görmesini sağlayarak zafer kazanmaz; aksine bu rakipler ölür ve onların yerine gelen yeni nesiller (yeni bilimsel gerçeğe) aşina olur."

Bugünün bilim dünyasında da bir devrim yaşanmaktadır. Darwinizm bilimsel olarak çökmüştür, ama "bilim dünyasının otoriteleri" olarak görülen kimselerin çoğu bunu kabul etmemek, "ışığı görmemek" için direnmektedirler. Tümüyle ideolojik ve dogmatik bir direniştir bu. Ama giderek zayıflamaktadırlar ve kamuoyu bunu fark etmektedir. Bilim dünyasının önüne açılan ışığın ismi ise "yaratılış gerçeğidir". Bu konuyu araştıran bilim adamları yaşamın Darwinizm'in iddia ettiği gibi rastlantısal doğa güçlerinin ürünü olmadığını, aksine çok üstün bilgi sahibi bir Yaratıcı'nın eseri olduğunu savunurlar. Bu üstün yaratıcı, tüm alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. Bu gerçek, her geçen gün daha fazla bilim adamı tarafından kabul edilmekte ve Darwinizm'in bilimsel çöküşü daha da açık şekilde ortaya konmaktadır.

ABD'deki evrim karşıtı hareketin en önemli isimlerinden biri olan California Berkeley Üniversitesi profesörü Phillip E. Johnson, Darwinizm'in çok yakında tarihin çöplüğüne atılacağından emindir. Johnson, ABD'nin farklı eyaletlerinde Darwinizm aleyhindeki bilimsel delillerin de ders kitaplarına dahil edilmesine izin veren yeni kanunsal düzenlemelerden söz ettikten sonra, şu yorumu yapar:

(Ancak) olayları değiştirecek büyük dönüm noktası, okul müfredatlarında değil, kanıtları bilen ve az çok bağımsız bir zihne sahip olan insanların düşüncelerinde ve yazılarında gerçekleşiyor. Darwinistler deliller açısından kaybettiklerini, kazanmadıklarını biliyorlar ve aynı zamanda kamuoyu desteğini yitirdiklerinin de farkındalar. Umutsuz bir biçimde, çöküşlerini, örneğin, biberli kelebeklerin ağaç gövdelerine konmadıklarını (ve asıl) doğal seleksiyonun genetik bilgide artış sağlamadığını kabul etmeyi ertelemeye çalışıyorlar. Bir taraftan da yenilgilerini gizlemekte tecrübe kazanıyorlar. Phillip Johnson, "A Step Forward in Ohio", Touchstone, Volume 16, Issue 1,Ocak-Şubat 2003, sf. 11; http://www.touchstonemag.com/docs/issues/16.1docs/16-1pg11.html



Türkiye'deki Darwinistler de, inandıkları teorinin nasıl ve neden eleştirildiğini düşünmelidirler. Batı'daki meslektaşları, bu sitede de incelediğimiz tüm delillerin farkına varmaya başlamışlardır ancak yine de kimileri bir şekilde bunları göz ardı etmek, Darwinizm'i bunlara rağmen ayakta tutabilmek için çaba harcamaktadırlar. 1950'lerin dünyasında, bilimsel gelişmelerden habersiz şekilde, Darwinizm'in hayali "eski güzel günleri"nde yaşamaya çalışan bazı kişiler kendilerine evrim kanıtı sorulduğunda, hala, çok hararetli bir biçimde; geçersizliği kanıtlanmış Miller Deneyi'nden, insan embriyosundaki sözde "solungaçlar"dan, biberli kelebekler hikayesinden veya hayali at serilerinden söz edebilmektedirler. Kambriyen Patlaması, indirgenemez komplekslik, genetik bilginin kökeni gibi gerçekleri ise gözardı etmek için çalışmaktadırlar. 50'li, 60'lı yıllarda okunmuş olan köhne kitapların ve Darwinist propaganda materyallerinin etkisiyle, hala bu çürük teoriye inanmakta ısrarcı davranmanın hiçbir faydası yoktur. Türkiye'deki Darwinistleri de böyle bir duruma düşmekten sakınmaya, bilimsel delilleri göz ardı etmeden, ön yargılardan kurtularak, doğruları görmeye davet ediyoruz.

Darwinizm'in bağlılarının yapmaları gereken, bu teoriye körü körüne inanmaktan vazgeçmektir. Bilimin sonuçlarını incelemeli ve bu sonuçları önyargısız olarak değerlendirmelidirler. Eğer evrim teorisi lehinde kanıtları varsa, bunu açıklamalıdırlar. Ama bu açıklamalarının geçersizliği ortaya çıktığında, körü körüne evrim teorisine bağlı kalmamalı ve gerçeği görmelidirler.

Eğer bu arayışlarında samimi olurlarsa, Darwinizm'in en koyu savunucuları da, bu teorinin büyük bir aldanış olduğunu göreceklerdir. Bu, bilimsel olarak ortaya çıkmış bir gerçektir.

Ve Darwinizm'in bu bilimsel çöküşü, aslında, bizlere Kuran'da haber verilen Adetullah'ın (Allah'ın kanunlarının) bir tecellisidir. Allah Kuran'da "batıl"ın (yani yalanın ve sahtenin) "hak"kın gelmesiyle (yani gerçeğin ortaya konmasıyla) yok olacağını haber verir:

De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)

Darwinizm de batıl, yani yanlış, sahte ve aldatıcı bir öğretidir. Bir zamanlar, bilgi eksikliğini, bilim düzeyinin zayıflığını kullanarak etkili olmuş ve pek çok insanı aldatabilmiştir. Ama gerçeğin ortaya konması, bilimin gerçek bulgularının önyargısız insanlar tarafından incelenmesiyle birlikte, bu aldatmaca çökmüştür.

Darwinistlerin bugün yapmaya çalıştıkları şey, batılı ayakta tutabilmek için hakkı reddetmek, gizlemek veya göz ardı etmektir. Ama bu yanlış bir yoldur; bu şekilde kendilerini hem aldatmış, hem de küçük düşürmüş olurlar. Allah'ın Kuran'da, bildirdiği ayetten Darwinistler de ders almalıdırlar:

Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz. (Bakara Suresi, 42)

Gerçeği gördükten sonra direnmemek ve doğru olana yönelmek doğru bir harekettir. Bir insan şimdiye kadar bilgi eksikliğinden ya da kendisine yapılan telkinlerden dolayı evrim yalanına inanmış olabilir. Ama eğer samimi bir insansa, bir aldatmacanın peşinden giderek dünyada ve ahirette küçük düşeceğine, doğruyu araştırıp bulmalı ve ona uymalıdır. Unutulmamalıdır ki samimiyet ve dürüstlük dünyada da ahirette de güzel bir karşılık görecektir.